Nasrettin Hoca Fıkraları (20 Tane) Kısa

Nasrettin Hoca fıkraları. En komik, en bilinen Nasrettin Hoca fıkralarından derlenen 20 tane kısa fıkra derlemesi.

Nasrettin Hoca Fıkraları 20 Tane Kısa

Nasrettin Hoca Fıkraları 20 Tane Kısa

SANA NE?

Bir gün Nasrettin Hoca eve doğru yürüyormuş. Bir arkadaşı arkadan seslenmiş:

— Ey Hoca! Gördün mü? Biraz önce geçen helva kazanı ağzına kadar doluydu.

Hoca istifini bozmadan:

— Bana ne? demiş.

Arkadaşı:

— Ama Hocam… Helva kazanı sizin eve gidiyordu; buna ne dersin? demiş.

Hoca yine istifini bozmadan:

— O zaman sana ne?

ONLAR ACEMİDİR

Hoca’ya sormuşlar :

— Saz çalmayı bilir misin?

— Bilirim, demiş.

— Çal da görelim diyerek eline bir saz tutuşturmuşlar.

Hoca mızrabı almış, sazın sapını tutmuş, sol elini hiç oynatmadan sağ eliyle tellere vurarak tuhaf sesler çıkarmaya başlamış.

— Saz böyle mi çalınır a Hoca? Saz çalanlar parmaklarını perdeler üzerinde gezdirir. Senin sol elin sabit, sağ elinde dıngırdatıp duruyorsun!

Hoca gülümsemiş:

— Onlar acemidir; benim bulduğum yeri ararlar…

CÜBBENİN SESİ

Hoca bir gün arkadaşıyla konuşuyormuş. Arkadaşı sormuş:

— Ya hocam. Dün sizin evden paldır küldür ses geldi. Neydi o?

Hoca:

— Hiç canım. Benim cübbe merdivenlerden yuvarlandı da…

— Yahu hocam. Hiç cübbenin yuvarlanmasıyla böyle ses çıkar mı?

— Sorma, demiş Hoca. Cübbenin içinde ben de vardım…

PEŞİN PARA

Nasrettin Hoca tarlada çalışırken alacaklısı çıkagelmiş:

— Nasrettin Hoca, paramı ne zaman ödeyeceksin?

— Benim evin önünden devamlı koyunlar geçer. Evin önüne tel örgü çakacağım. Koyunlar gelip geçtikçe yünleri tellere takılacak. O yünleri toplayıp yün eğireceğim. O yünlerden kazak. çorap öreceğim. Onları pazarda satıp para kazanacağım. O zaman senin paranı da ödeyeceğim.

Adam haklı olarak  Hoca’nın anlattıklarına gülmüş.

Nasrettin Hoca:

— Ne oldu köftehor? Peşin parayı görünce gülersin demi!..

KEDİ ÖLÜR!

Nasrettin Hoca bir gün yolun kenarında kedisini yıkıyormuş. Yoldan geçen arkadaşı Hoca’ya:

— Aman Hocam, kediyi yıkama; ölür, demiş.

Hoca aldırış etmemiş, yıkamaya devam etmiş. Arkadaşı dönüşte Hoca’yı tekrar yolun kenarında görmüş. Bir de bakmış, kedi ölmüş:

— Demedim mi Hoca, kediyi yıkama ölür diye?

Hoca:

— Yıkarken ölmedi yahu, sıkarken öldü…

RAHMET

Hoca pencereden yağan yağmuru izlemektedir. O sırada komşusunun ıslanmamak için koştuğunu görür:

— Ey komşu! Allah’ın rahmetinden kaçılır mı hiç?

Komşusu utanır, koşmayı bırakıp yavaş yavaş evine doğru yürür.

Ertesi gün yine yağmur yağar. Dışarıda yağmura yakalanan Hoca ıslanmamak için eve doğru koşmaya başlar. O sırada Hoca’yı gören komşusu:

— Hocam! Dün bana rahmetten kaçılmaz demiştin. Şimdi sen kaçıyorsun!

Hoca sinirle:

— Be adam!

Ben Allah’ın rahmetinden kaçmıyorum; Allah’ın rahmetini çiğnememek için koşuyorum…

EŞEKTEN DÜŞTÜ

Hoca bir gün pazara gitmek için eşeğiyle yola koyulur. Köy meydanından geçerken eşek yolda bir fare görür, huysuzlanır. Bir oraya bir buraya zıplarken Hoca’yı sırtından atıverir. Hoca yerde kalakalır. Etrafına toplanan çocuklar hep bir ağızdan:

— Nasrettin Hoca eşekten düştü, Nasrettin Hoca eşekten düştü!

Hoca bir sağına bakar, bir soluna bakar:

— Ne düşmesi bre! Ben zaten inecektim…

İÇİNDE GİTME DE…

Günün birinde Hoca’yı sıkıştırmak isteyen bir yakını:

— Hocam, biliyorsun hepimiz bir gün öleceğiz. Ancak benim aklıma takılan bir soru var; acaba cenazenin namazı kılındıktan sonra tabutun neresinde gitmek gerek? diye sormuş.

Hoca şöyle bir düşünmüş:

— Tabutun içinde gitme de neresinden gidersen git…

DÜNYANIN MERKEZİ

Nasrettin Hoca’nın komşuları Hoca’yı sıkıştırmak için:

— Hocam, sen bilgili adamsın. Bize dünyanın merkezinin neresi olduğunu söyleyebilir misin?” diye sormuşlar.

Hoca şöyle bir düşündükten sonra durduğu yeri göstererek:

— İşte tam burası.” diye cevap vermiş.

Bunun üzerine komşular gülüşerek;

— Amma attın be Hocam!

Hoca, hiçbir şey olmamışçasına komşularına;

— İnanmıyorsanız ölçün…

PADİŞAH MI BÜYÜK ÇİFTÇİ Mİ?

Nasrettin Hoca bir köye gittiğinde halk, Hoca’yı imtihan etmek ister:

— Hocam, padişah mı büyük, yoksa çiftçi mi?

Hoca şöyle bir arkasına yaslanır, sonra da sakalını sıvazlar:

— Bunu bilmeyecek ne var, elbette çiftçi büyük. eğer çiftçi olmasa padişah acından ölürdü…

KİME İNANACAKSIN?

Bir gün Hoca’nın komşusu kapıyı çalar:

— Hocam, benim eşek hastalandı. Tarlada az işim var. İki saatliğine senin eşeği alabilir miyim?

Hoca’nın eşeği vermeye gönlü yoktur:

— Eşek burada değil be komşum, kusura bakma, der.

O sırada eşek ahırda anırmaya başlar. Komşu sinirlenir:

— Ayıp değil mi Hocam. Niye yalan söylüyorsun?

Hoca adama çıkışır:

— Be adam! Bana mı inanacaksın eşeğe mi?..

O KADAR DA DEĞİL

Hoca, değirmende başkasının çuvalından kendi çuvalına un aktarırken, değirmenci görür. Hoca’ya:

— Ayıp değil mi? Ne yapıyorsun öyle? der.

Hoca:

— Aptalın biriyim, ne yaptığımı biliyor muyum ki!

— Peki niye kendi çuvalından diğerine koymuyorsun da ondan kendininkine koyuyorsun?

— E, o kadar da aptal değilim!

ELLİ AKÇE

Hoca ile Timur bir gün hamamda yıkanırken Timur sorar:

— Kul olsam da satılsam, acaba kaç akçe ederim?

Hoca:

— Elli akçe, der.

Timur:

— Hoca İnsaf, sadece şu üstümdeki peştamal elli akçe eder, der.

Hoca yapıştırır cevabı:

— Ben de zaten onun değerini söyledim!

SEN AL

Yolda yürürken adamın biri şaka olsun diye Hocanın ensesine bir tokat atar. Hoca çok sinirlenir. Kadıya giderler. Tokat atan, Kadı’nın arkadaşıdır. Kadı, çok hafif bir cezayla geçiştirmeye çalışır. Sonuçta, tokat atanın Hoca’ya 5 akçe ödemesi gerektiğini karara bağlar. Tokatı atan adam:

— Üzerimde para yok, gidip getireyim, der ve çıkar, gider.

Aradan saatler geçer, gelen giden olmayınca. Hoca yerinden kalkar ve Kadı’nın ensesine bir tokat vurur ve der ki:

— O adam gelince 5 akçeyi sen al!

ABDEST

Nasreddin Hoca, derede abdest alırken pabucunun tekini dereye düşürür. Ayakkabının peşinden koşar ama bir türlü pabucu yakalayamaz. Yalın kaldığını anlayınca münasip bir şekilde abdestini bozar ve dereye çıkışır:

— Al abdestini, ver pabucumu!

ÇOK ŞÜKÜR

Hoca’nın bir gün eşeği kaybolur. Başlar sağda solda eşeğini aramaya. Bir yandan eşeğini arar, bir yandan da ellerini açıp açıp şükreder. Onu görenler meraklanır:

— Hocam, insan eşeği kayboldu diye şükreder mi hiç?

Hoca:

— Şükreder tabi; ya üstünde ben de olsaydım?

TARİFİ BENDE

Hoca’nın canı ciğer çeker. Ciğerciden ayrılırken de adama:

— Bu ciğeri nasıl pişirirsem lezzetli olur?

Ciğerci üşenmez, ciğer yemeği tarifi yazıp Hoca’nın eline verir. Hoca elinde ciğer, ağzı sulana sulana evin yolunu tutmuşken, kedinin biri elinden ciğeri kaptığı gibi kaçar, gider. Hoca kaçan kedinin ardından kahkaha atarak bağırır:

— Ağız tadıyla yiyemeyeceksin; tarifi bende!

ALLAH VERSİN

Hoca bir gün evinin damını aktarma işiyle epeyce yorulmuşken aşağıdan kapısının ısrarla çalındığını duyar. “Hele bir aşağıya iniver.” diyen adamı kıramaz ve kan ter içinde inip kapıyı açar. Kapıdaki dilenci, Allah rızası için sadaka ister. Tepesi atan Hoca, yukarıya çıkalım da deyip dilenciyi dama çıkarır.

— Allah versin, der.

TESTİYİ KIRMA!

Nasreddin Hoca oğlunun eline bir testi tutuşturup çeşmeden su getirmesini istemiş. Çocuk dışarı çıkarken de ensesine bir tokat atıp:

— Testiyi kırma ha! diye öğüt vermiş.

Bunu gören komşulardan biri:

— Yahu Hocam, demiş. Daha testiyi kırmadan niye dövüyorsun yavrucağızı?

Hoca cevap vermiş:

— Testiyi kırdıktan sonra neye yarar!

EVİM PEK SOFUDUR

Nasreddin Hoca ile arkadaşları Konya’da bir eve akşam yemeğine davet edilmişler. Ev ahşap ve eski, bastıkça tahtalar gıcırdıyor. Hoca ev sahibine laf atmış:

— Evin tahtaları ses veriyor!

Adam ukala ukala cevaplamış:

— Bizim ev pek sofudur, ara sıra zikreder!

Hoca:

— Ya aşka gelip secdeye varırsa?

*** Nasrettin Hoca Fıkraları içeriği hakkında söylemek istediklerinizi aşağıdaki yorum alanına yazabilirsiniz.

Diğer Araştırma Yazıları İçin Tıklayın

Yorum Yap