Atatürk’ün Anıları (Kısa)

Atatürk’ün anıları. Atatürk’ün hatıralarından derlenen 10 tane kısa anı.

Atatürk'ün Anıları (Kısa) 10 Tane

Atatürk’ün Anıları (Kısa) 10 Tane

MEHMETÇİKLE GÜREŞ

Atatürk bir gezisinde, Kolordu binasının kapısında yapılı bir Mehmetçik görür. Mehmetçiği yanına çağırır ve sorar:

— Sen güreş bilir misin?

— Bilirim, der.

Atatürk yanındakilerden en kuvvetli görünenlerle Mehmetçiği güreştirir. Genç Mehmetçik önüne geleni yener. Atatürk çok neşelenir. Ayağa fırlar, ceketini çıkarıp Mehmet’e ense tutar:

— Haydi, bir de benimle güreş!

Mehmetçik, Ata’sının yüzüne hayranlıkla bakar:

— Atam, senin sırtını yedi düvel yere getiremedi. Bir Mehmet mi bu işi başaracak?

Atatürk’ün gözleri dolu dolu olur…

KAHRAMAN TÜRK KADINI

Mustafa Kemal İstasyon’dan şehre doğru, bir süre yaya olarak yürüdü. Onu görmek için sabahtan itibaren yolları dolduran Tarsusluların arasından neşe ile selamlar vererek, ilerledi. O sırada ansızın bir olayla karşılaştı.

Milli Mücadele’deki çete giysili bir kadın, Atatürk’ün yolunu keserek ayağına kapandı. Gözyaşlarıyla şöyle haykırıyordu:

— Bastığın toprağa kurban olayım Paşam!

Mustafa Kemal onu yerden kaldırmak için eğilirken kulağına bu kadının Kurtuluş Savaşında cephelerde çarpışmış olan Adile Çavuş olduğunu fısıldadılar.

Gözlerinden iki damla yaş düşen Mustafa Kemal, bu güneşten yüzü yanmış kadının elinden tutup ayağa kaldırdı ve ona şöyle seslendi:

— Kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde yükselmeye layıksın.

BEN EĞİLMEM

Asaf İlbay anlatıyor:

“Evimizin bahçesi büyüktü. Sık sık mahalle arkadaşları toplanır ve o zamanlar Selanik’te çok moda olan “mancınık” oyununu oynardık. Bu bir nevi “birdirbir” oyunuydu. Bir kişi eğiliyor ve diğerleri sırayla üzerinden atlıyorlardı. O, oyuna iştirak etmezdi ama seyrine de bayılırdı. Hele içimizde düşenler falan olursa, keyfine diyecek olmazdı. Bir gün kararlaştırdık, yaka paça onu zorla oyuna soktuk. Sırayla hepimizin üzerinden atladı ve sıra kendisine gelince, eğilmeden dimdik durdu ve:

— Haydi atlayın! dedi.

Biz başını yere doğru eğilmesi için ısrar ettikçe o:

— Ben eğilmem! Böyle atlarsanız atlayın, diyordu. Bir türlü razı edemedik.

BAYRAĞA SAYGI

30 Ağustos sabahı, Mustafa Kemal muharebe sahasında dolaşıyordu. Etraf binlerce düşman cesetleri ve birbiri üzerine yığılmış yüzlerce topçu hayvanı, terk edilmiş silah, top ve cephane dolu idi…

Ganimetlerin arasında yırtılmış ve terk edilmiş bir de Yunan bayrağı gören başkumandan eli ile kaldırılmasını işaret ederek; “Bir milletin istiklal alametidir, düşman da olsa hürmet etmek lazımdır, kaldırıp topun üzerine koyunuz.”

EŞİTLİK

Atatürk bir gün Dolmabahçe’den gizlice çıkar, Topkapı Sarayı Müzesi’ne gelir. Müzeyi gezmek ister. Kendisini kapıcıya tanıtır, fakat kapıcı “Henüz saat 9 olmadı, memurlar da gelmedi. Atatürk değil, kim olursan ol, bekleyeceksin” der.

Hiç şüphe yok ki, kapıcı Atatürk’ü tanımamış ve birden fazla bu sözlere muhatap bulunduğu için gelenin Atatürk olabileceğine inanmamıştır. Fakat bu olayda mühim olan nokta Atatürk’ün kapıcının sert cevabı karşısında ısrar etmeyerek, bir kenara çekilip, saatin 9.00 olmasını ve memurların gelmesini beklemesidir.

BU MİLLET O KADAR ZENGİN DEĞİL

Bir tarihte Atatürk Ege vapuru ile Mersin’e gitmiş. Dönüşte vapur Fethiye’de durmuş. Kasabada halk şenlik yaparken, gemilerden de havai fişekler atılıyormuş. Kendisine refakat eden Zafer Torpidosu’nda bulunan Atatürk, donanmanın şenliklerini seyrederken, zafer torpidosu komutanına kumandanlardan biri, bir torpil atmasını söylemiş. Torpido kumandanı:

— Hayhay efendim, yalnız bir torpilin kıymeti elli bin liradır, demiş.

Bunun üzerine Atatürk:

— Vazgeçin torpil atmaktan, bu millet o kadar zengin değildir.

Torpido kumandanına dönerek:

— Sizi tebrik ederim, diye iltifatta bulunmuş.

SİZ NEREDEYDİNİZ?

Atatürk, Mersin’e yaptığı seyahatlerden birinde, şehirde gördüğü büyük binaları işaret ederek sormuş :

— Bu köşk kimin ?

— Kirkor’un…

— Ya şu koca bina?

— Yargo’nun…

— Ya şu ?

— Salomon’un…

Atatürk biraz sinirlenerek sormuş:

— Onlar bu binaları yaparken ya siz neredeydiniz?

Toplananların arkalarından bir köylünün sesi duyulur:

— Biz mi nerede miydik? Biz Yemen’de, Tuna boylarında, Balkanlarda Arnavutluk dağlarında, Kafkaslar’da, Çanakkale’de, Sakarya’da savaşıyorduk paşam…

Atatürk bu hatırasını naklederken:

— Hayatımda cevap veremediğim yegane insan bu ak sakallı ihtiyar olmuştur, demiştir..

VATANIMIN TOPRAĞI TEMİZDİR

Kral Edward İstanbul’a geldiği zaman, yatından bir motora binerek Dolmabahçe Sarayı’na yanaştı. Atatürk de rıhtımda onu bekliyordu. Deniz dalgalı idi ve kralın bindiği motor inip çıkıyordu. Kral rıhtıma çıkmak istediği sırada eli yere değdi ve tozlandı. O sırada Atatürk de kralı rıhtıma almak üzere elini uzatmış bulunuyordu. Bunu gören kral bir mendille elini silmek istediği bir anda Atatürk:

— Vatanımın toprağı temizdir, o, elinizi kirletmez! diyerek, kralı elinden tutup rıhtıma çıkarıverdi.

BİR TÜRK DÜNYAYA BEDELDİR

Atatürk Kastamonu’yu ziyaret etmişti. Kışlaya da uğramıştı. Koğuşları geziyordu. Her koğuşta birçok vecizeler vardı. Güzel sözlerdi bunlar. Bir koğuşta büyük bir levha yazılmış:

“Bir Türk on düşmana bedeldir.”

Atatürk bunu görünce birdenbire durdu, yüzü değişti, gözleri daldı. Sonra sert bir sesle:

— Hayır, hayır… dedi. Bir Türk dünyaya bedeldir.

BİZDEN BİRİDİR

Cumhuriyetin on ikinci yıl dönümü için bir sıra dövizler hazırlanmıştır. Bunlar içinde şöyleleri vardır:

”Atatürk bizim en büyüğümüzdür.”, ” Atatürk bu milletin en yücesidir.” ”Türk Milleti asırlardır bağrından bir Mustafa Kemal çıkardı.”

Atatürk listeyi dikkatle gözden geçirir. Bunlar ve bunlara benzeyenleri çizerek, hepsinin yerine kendini en iyi ifade eden şu satırları yazar:

”Atatürk bizden biridir.”

*** Atatürk’ün Anıları içeriği hakkında söylemek istediklerinizi aşağıdaki yorum alanına yazabilirsiniz.

Diğer Araştırma Yazıları İçin Tıklayın

Yorum Yap